Stresi alantan ilginç kokular

Yazan: admin 28 August 2009  
Kategori: Sağlık

Bu kokular stresi azaltıyor!
Kendinizi stres altında mı hissediyorsunuz? O zaman limon, mango, lavanta ya da diğer mis kokulu bitkilerin yardımıyla stresten arınmak için bir fırsatınız var.

Japon bilim adamları, bazı kokuların gen hareketliliğini ve kanın kimyasını etkileyerek stres seviyesini azalttığını öne süren ilk bilimsel kanıtları ortaya çıkardılar. Bu araştırma Journal of Agricultural and Food Chemistry isimli dergide yayınlandı.
Yeni araştırmaya göre, Akiio Nakamura ve grubu, insanların antik çağlardan bu yana stresi azaltmak, depresyon ile başa çıkmak ve uyku kalitesini arttırmak amacıyla bazı bitkilerin kokularını kullandıklarını belirtti.

Ruh ve beden sağlığını iyileştirmek amacıyla kokulu bitki yağlarının kullanıldığı Aromaterapi seansları, son yıllarda alternatif tıp yöntemleri arasında oldukça popüler bir yere sahip. Doğal olarak lavanta, nane ve diğer bitkilerde bulunan ve güzel koku içeriği olan linalol, duygusal stresi azaltmak için kullanılan en yaygın kokular arasında geliyor.

Ancak günümüze kadar linalol’ün vücudumuz üzerindeki etkisi tam anlamıyla çözülemedi.

Araştırmacılar laboratuar farelerini iki gruba ayırdılar. İki grubu da stresli duruma sokmalarına rağmen, bir gruba linalol koklatılırken, diğer gruba ise hiçbir madde koklatılmadı. Linalol, bağışıklık sistemindeki artan stres seviyesini normale yakın bir hale getirmede başarılı oldu. Linalol, aynı zamanda stres zamanlarında aşırı çalışmaya başlayan 100’ den fazla gendeki hareketliliğin azaltılmasına yardımcı oldu.

Yapılan bu araştırmaların sonucu olarak, atalarımızdan günümüze kadar gelen güzel koku alışkanlığı bilimsel çevrelerde de geçerliliğini kanıtlamış oldu. Bilim adamları ise bu araştırmaların, strese iyi gelen kokuları algılamada kullanılabilecek olan testlerine yeni bir bakış açısı getireceğini düşünüyor.

Gizli estetik – Estetik gibi durmayan estetik

Yazan: admin 28 August 2009  
Kategori: Kadınca

Estetik gibi görünmeyen estetik moda! Kadınların estetik işlemler konusundaki tercihleri uzun yıllar boyunca beğendikleri sanatçıların tercihlerinin kendilerine uygulanması yönünde oldu. Özellikle de genç kadınlar ellerinde beğendikleri ünlünün estetikli fotoğrafıyla gelerek aynısının kendilerine de uygulanmasını istiyordu. Ancak günümüzde artık “estetik gibi görünmeyen estetik” modası var. 210 Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Dr. Mithat Ulay, hastanın istek ve beklentilerini operasyon öncesinde çok iyi belirlemek gerektiğini belirterek, “Özellikle de burun estetiğinde hastanın beklentisiyle bizim yapabileceklerimizi ortak bir noktada buluşturmak çok önem taşıyor. Burun yüzün ortasında yer alan bir organ. Bu nedenle görünümünün doğal olması lazım. Eskiden kalkık burun isteniyordu; şimdi doğallık daha ön planda. Yaptığınız burun estetiğiyle kalkık burun tuzağına düşmemeniz gerekiyor. Çünkü hastaya kalkık burun yapacağım diye domuz burnuna benzeyen bir görüntü yaratabilirsiniz.” dedi. Estetikteki kötü uygulamalar nedeniyle domuz burnu görüntüsüne sahip, dudakları silikonlu, yanakları dolgulu, yüzünde fazla miktarda botoks bulunan, gülmekte, mimik yapmakta zorlanan insanların bulunduğuna değinen Dr. Mithat Ulay şunları söyledi: “Estetik operasyonun amacı, insanların kendilerinde beğenmedikleri, mutsuz oldukları yönlerini değiştirmektir. Bu değişikliği yaparken de doğallıktan uzak kalmamak büyük önem taşıyor. Eğer doğallıktan uzaklaşırsanız, hepsi birbirine benzeyen görüntüler taşıyan bir insanlar topluluğu yaratmış olursunuz. Cerrahın görevi, hastanın beklentilerini de dikkate alarak en doğalı yaratmaktır.” Estetik İşlemler Dört Mevsim Yapılıyor Estetik operasyonlar için en ideal zamanın sonbahar, ilkbahar ve kış ayları olduğuna değinen Dr. Mithat Ulay, artık yaz mevsiminde de estetik yapıldığını, estetiğin zamansız bir işlemler bütünü haline geldiğini belirtiyor. Burun, karın, meme, liposuction işlemlerinin iyileşme sürelerinin üç haftadan bir yıla kadar değiştiğini söyleyen Dr. Mithat Ulay, şöyle konuştu: “Bu işlemlerin kış mevsiminde yapılması, daha az ödem oluşması nedeniyle daha çok tercih edilir. Kişi aralık ayında operasyon geçirdiğinde haziran ayında tam anlamıyla iyileşmiş olur. Kış mevsiminde estetiği tercih edenlerin yanı sıra, iş yoğunluğu, çocuğunun okulu nedeniyle bahar ve yaza erteleyenlerin sayısı da oldukça yüksek. Bahar aylarında estetik operasyon sayısında artış oluyor. Çünkü kadınlar aynaya bakıyor, kışın aldıkları kiloları, vücutlarındaki deformasyonu düşünüyor. Tişört, ince bir elbise giyememek sorun oluyor. Kış depresyonu bitince, bahar mevsiminde estetik işlemler başlıyor.”

Sağlıklı dişler için 5 pratik öneri

Yazan: admin 24 August 2009  
Kategori: Ağız ve Diş Sağlığı

İdeal ağız ve diş bakımı için sadece diş fırçalama ve diş ipi kullanımından daha fazlası gereklidir. İlerleyen yaşla beraber insanların çoğu dişlerini kaybedeceklerini düşünür, ama bunu önlemek kişinin elindedir.

Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı, bu önerileri sıraladı:

1. Ağız sağlığını korumanın en önemli üç elemanı: Diş fırçası, diş macunu ve diş ipi
Ağız hijyeninin olmazsa olmaz en önemli üç bakım elemanı diş fırçası, diş macunu ve diş ipidir. Günde iki defa diş fırçalamak ve bir defa diş ipi kullanımı sağlıklı bir ağzın anahtarıdır. Bu alışkanlık çocuk yaşta kazanılırsa bireyler ilerleyen yaşlarda da sıkıntı yaşamaz.

2. Ağzınızı düzenli olarak kontrol edin
Diş hekimine düzenli olarak gitmeseniz de ağzınızı düzenli olarak kontrol edin. Kontrol zamanınız gelene kadar ağzınızda olan bir problemi fark etmeniz yapılacak tedaviyi daha kolay ve daha masrafsız hale getirebilir.  Diş kırılması, dişetlerinde oluşan şişmeler, renkleşmeler ya da ağzınızda oluşan ve iyileşmeyen yaralar dikkatli bir şekilde kontrol ettiğinizde sizin gözlemleyip doktorunuza bildirebileceğiniz birçok durum arasındadır. Bu kontrol özellikle sigara içenler için daha önemlidir, ağız kanserine yakalanma açısından daha büyük risk taşıdıkları için aksatmadan bu kontrolleri yapmaları gerekir.

3. Sigaradan uzak durun
Sigara, vücudumuzdaki diğer organlar kadar dişlerimize de zarar verir. Sigara ağız içi kanser riskini önemli oranda artırır, dişeti hastalık-larının oluşmasına, dişlerde renkleşmeye ve nefesin kötü kokmasına neden olur.

4. Yemekten sonra su için
Yemek yedikten sonra diş için yapılacak en iyi davranış su veya süt içmektir. Yemekten sonra içilen bir bardak su, yemek parçalarını ağızdan uzaklaştırır ve  ağızdaki asidik ortamı nötrler. Ayrıca süt içmek dişte kalsiyum oluşumuna katkıda bulunur.

5. Düzenli olarak diş hekiminizi ziyaret etmek
Diş hekimine yapılacak düzenli ziyaretler dişlerinizde oluşabilecek problemleri ve daha büyük sorunları önler.

Kötü nefesi yiyeceklerle yok edin!

Yazan: admin 24 August 2009  
Kategori: Ağız ve Diş Sağlığı

Dün gece yediğiniz soğanlı ve yağlı yemeklerin tadı muhteşemdi değil mi? Ama bu zaman nefesiniz maçtan yeni çıkmış bir Sumo güreşçisininkine benziyor olabilir. Ne yapmak gerekiyor? Genelde sarımsak, soğan ve kori yediğiniz zaman nefesiniz toksik bir hale dönüşür. Balıklar ve bazı peynirler de aynı etkiyi yaratabilir. Devamlı açık havada, ağzınızı açık bir şekilde havalandırmaktan başka yapabilecekleriniz de var. Bazı kokular 24 saat boyunca kanınızda kalabilir, böylece sadece dişlerinizi fırçalamak tek başına işe yaramaz. Bu noktada nefesinizi tazelemeye yardımcı olacak yiyecekler tüketmeniz akıllıca olacaktır. Peki neler yiyebiliriz? Maydonoz: En sevdiğiniz makarna sosunda bulunan veya kebap yerken tükettiğiniz soğanları düşünün. Yanlarında tabağa konan maydonoz sadece göz zevkinize daha renkli bir hizmet yapmaktan da öte, aynı zamanda nefesinizi tazelemek için oradadır. Maydonozun nefesi tazeleme özelliği bulunur. Bunun yanında taze olmak kaydıyla, biberiye de etkili olabilir. Elma ve aynı tazelikte olan armut, havuç ve turp da nefes tazelemekte ve temizlemekte etkilidir. İçerdikleri gıda lifi sayesinde tükürüğü temizler, aynı zamanda damakta tatlı bir tat bırakırlar. Eğer ağız kokusunu daha egzotik bir tatla çözmek istiyorsanız size önerebilecek bazı bahartlarımız var. Bugün hemen her marketin baharat bölümünde anason, kakule, kişniş, rezene bulabilirsiniz. Küçük kaplara doldurup masada yerlerini hazır edin. Tuz ve kırmızı biber gibi onların da her sofranızda yerleri olsun. Küçük miktarda tükeceğiniz bu baharatlar sayesinde yemek sonrası kahveniz bile ağzınızda daha sonra kötü bir tad bırakamayacak. Nane Filizleri: Bu iki önerimiz de, sarımsak ve soğan kokularına karşı birebir etkildir. Fakt bunun yanında, tarçın kabuklarında bulunan özel bir yağ, ağızda bulunan bir tür bakteriyi yok eder. Tarçın veya nane aromalı sakız da benzer etkiye sahiptir. İçeriğinde xylitol bileşkeni olan sakızlar çürüklerini önlemeye yardımcı olur. Ayrıca ağız ve diş sağlığına önem vermeniz sayesinde Gerçek Yaş’ınız 6.4 yıla kadar gençleşebilir. Yoğurt: Eğer gün boyunca yağlı ve kötü kokabilecek besinler tükettiyseniz lezzetli bir alternatifiniz var. Günde bir veya iki kere yiyeceğiniz yarım kap yoğurt ağız içerisindeki hidrojen sulfüt kokusunu yok etmeye yardımcı olur. Genelde ağzımızın içini çürük yumurta gibi kokutan da işte hidrojen sülfüttür. Yoğurdunuzu C vitamini açısından yüksek meyvelerle tatlandırabilirsiniz.

Ağlama iki gözüm

Yazan: admin 11 August 2009  
Kategori: Resimli Şiirler

6039resimli_siirler

Suskun sokaklarım

Yazan: admin 11 August 2009  
Kategori: Resimli Şiirler

1942resimli_siirler97

İçim acıyor

Yazan: admin 11 August 2009  
Kategori: Resimli Şiirler

1ry4

Selülitle baş etmenin yolları

Yazan: admin 04 August 2009  
Kategori: Sağlık

Yaz mevsimi yaklaştıkça üstümüzdeki ağırlıktan kurtulmak için büyük bir çaba harcıyoruz. Sadece palto ve kazakları değil, bacak ve kalçalarda oluşan selülitlerimizi de gardıroba kaldırabilsek ne güzel olurdu, değil mi? Bunu yapamayacağımıza göre selülitle baş etmenin yollarını öğrenmeye ne dersiniz?

TAYLAN KÜMELİ / Bir kibrit kutusu lezzet

Özellikle kadınlarda görülen ve deri altı yağ hücre gruplarının kan ve lenfatik dolaşımını bozmasıyla oluşan selülit, deride çöküntülerle ve portakal kabuğu görünümüyle kendini gösteriyor. Selülit daha çok ergenlik, hamilelik ve menopoz gibi hormonların daha çok değişime uğradığı dönemlerde ortaya çıkıyor olmasına rağmen, kişinin genetik yapısı, metabolizma hızı, dolaşım sistemi, sindirim ve boşaltımda yaşadığı sorunlar, doğum kontrol hapları, alınan hormon ilaçları, dengesiz ve düzensiz beslenme, aşırı hareketsizlik, stres, sigara ve
alkol tüketimi de selülit oluşumunda etken faktörlerdir.
Sıklıkla bölgesel olan selülit, kilolu, zayıf, balık etli, uzun, kısa her yaştaki erişkin kadında görülebiliyor. Selülit nadiren erkeklerde de oluşuyor, ancak kadınlarda daha büyük sorun olması, östrojen hormon düzeyinin onlarda daha fazla olmasıyla ilgili. Selülitin tek nedeni östrojen değil; başka tetikleyiciler de var. Sigara damarların en büyük düşmanı. Güçlü bir damar daraltıcı özelliğe sahip olan sigara, cildin yeterince beslenmesini engelleyerek selülite neden oluyor. Hareketsiz yaşam biçimi, sürekli bacak bacak üstüne atarak oturmak, çok dar pantolon ve diz altı çorap giymek de dolaşım sistemini ve lenf sisteminin düzenli çalışmasını engelleyerek selülite yol açabiliyor. Bunlar, kişinin yaşam tarzı ve alışkanlıklarına bağlı etkenler. Ancak selülitin, kan dolaşımındaki bozukluklar, ailesel yatkınlıklar ve hormonal etkenler gibi elimizde olmayan nedenleri de var. Beslenme ve yaşam biçimi sağlıklı bir şekle dönüştürüldüğünde, selüliti azaltacak yoğun tedavilere genellikle gerek kalmıyor.
Selüliti önlemek için ilk alınacak önlem, sigarayı bırakmak. Düzenli spor yapmak yalnızca genel vücut sağlığı için değil, selüliti önlemek için de çok önemli. Günde 30-60 dakika yapılan yürüyüş, bisiklete binmek veya merdiven inip çıkmak kan dolaşımını düzenleyerek selülit oluşumunu engelliyor. Yalnızca kilo vererek selülitten kurtulmak mümkün değil. Beslenme alışkanlığını değiştirip, bilinçli beslenmeye geçmek önemli. Beslenme ne kadar tek yönlü olursa, selülit de o kadar çabuk oluşuyor. Özellikle fast food ve hazır yemekler dokuları kötü yönde etkiliyor. Hayvansal yağlar, fazla şeker ve tuz da oldukça zararlı. Bunlar yağ hücrelerini şişiriyor, dokularda su birikmesine yol açıyor ve vücudun atıklardan temizlenmesini önlüyor. Günlük beslenme programında tuz, şeker ve yağdan fakir, sebze ve meyvelerden zengin bir diyet kan dolaşımını artırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlıyor. A ve C vitamini alımını artırmanın selüliti azalttığı düşünülüyor. Bu nedenle, mutlaka günlük meyve tüketimine özen göstermek gerekiyor. Bol lifli gıdalar ve çinko alımı da selüliti engelliyor. Selülit önlemekte bol su içmek de önemli. Su, idrar oluşumunu artırarak vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlıyor.

Alınacak önlemler

  • Günde en 2,5 litre su içilmeli.
  • Rafine şekerlerden uzak durulmalı ve günlük tuz tüketimi azaltılmalı.
  • Yemeklerde kullanılan yağ miktarı azaltılmalı.
  • Alkol, sigara, koyu çay-kahve ve gazlı içeçek tüketimi minimuma indirilmeli.
  • Yemekleri pişirirken kızartma yerine haşlama ya da buğulama yöntemi tercih edilmeli.
  • Mümkün olduğunca mevsiminde ürünler tüketmeye özen göstermeli, dondurulmuş ve konserve ürünlerden kaçınılmalı.
  • Metabolizmanın düzenli çalışması için öğün atlamamaya özen gösterilmeli.
  • Çok sık kilo alıp vermekten kaçınılmalı.
  • Günlük alınan posa miktarı artırılmalı, posanın en iyi kaynakları sebze, meyve ve kurubaklagiller mutlaka beslenme sisteminin içerisinde yer almalı.

    Kafeine duyarlılık kişiden kişiye değişir

    Kafein merkezi sinir sistemini uyaran bir tür maddedir. Kana mideden karışır.
    15 dakika sonra etkileri hissedilir hale gelir. Kahve, çay, kola, çikolata, bazı uyarıcı haplar, bazı ağrı kesiciler ve çeşitli reçeteli ilaçlarda bulunmaktadır. Kafeinin kısa dönemde yaygın olarak hissedilen etkileri, vücudun enerji seviyesinin artması, uyanık ve dinç olma durumu, keyif ve rahatlık hislerinde artıştır. Bu madde bazı ağrı kesiciler ve migren ilaçları ile birleştiğinde ise ilaçların tepki süresini ve etki alanlarını artırır. İlaç kullanımı sırasında kafein alım miktarına çok dikkat edilmelidir. Bu maddeyi içeren diğer besin maddelerive içeceklerde bulunan kafein miktarları iyi hesaplanmalı hatta bir uzmana danışılmalıdır.
    Kafeine karşı duyarlılık; tüketim sıklığı, düzenli olarak alınan miktar, vücut
    ağırlığı ve fiziksel koşullar gibi pek çok etmene bağlıdır. Kişisel duyarlılığın yanı sıra hamileler, çocuklar ve yaşlılar tüketilen kafeinin kısıtlanmasının gerektiği grup içersindedir. Kafeinin normal miktarı kişiye göre değişir. Pek çok çalışmada, yetişkinler için güvenli olarak tüketilebilecek kafein miktarı günde
    300 mg. (yaklaşık üç-dört fincan kahve ya da beş-altı büyük bardak çay) olarak belirlenmiştir.
    Düzenli olarak kullanılan kafeinin kesilmesiyle kişide ortaya çıkabilecek belirtiler şunlardır: Baş ağrısı, yorgunluk, halsizlik, uykusuzluk veya uykulu olma hali, konsantrasyon eksikliği, işte karşılaşılan zorluklar (motivasyon ve dikkat eksikliği, düşük performans), huzursuzluk (mutsuzluk, can sıkıntısı, huysuzluk, diken üstünde olma), depresyon (üzüntü, halsizlik, endişe, isteksizlik, küskünlük), sinirlilik, mide bulantısı, kusma, eklem ağrıları.

    Su kaybına dikkat!

    Özellikle yaz sıcaklarının yoğunlaştığı bugünlerde vücudumuzdan su kaybı artıyor. İnsan bedeninin yüzde 60-70′i sudur ve bu suyun üçte ikisi hücreler içinde, geri kalanı dokular arası sıvıda ve kanda bulunur. Su yaşamımız için çok önemlidir. Bir insan yemek yemeden dört hafta yaşayabilirken, su içmeden yaşayabilme süresi ise sadece üç-dört gündür. Eğer vücutta az su bulunursa, kanın yoğunlaşmasına yol açıyor ve bu da organlara çok az miktarda oksijen ve besin maddesi taşınmasına neden oluyor. Eğer aşırı miktarda su içilirse, bu da vücut için olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Çünkü bu durumda böbrekler aşırı çalışıyor ve sık sık tuvalete çıkılmasına neden oluyor, bunun sonucunda da vücudumuzdan kalsiyum minerali atılıyor. Vücudunuzun su alımının yeterli olup olmadığını anlamanın en etkili yolu, idrara dikkat etmektir. Açık renkli idrar, su ihtiyacını doğru karşıladığınızı gösterir. Eğer idrarınız koyu renkli ise, bu yeterince su alınmadığı anlamına gelir.
    Suyun vücudumuza faydaları: Besinlerin sindirimi, emilimi ve metabolizma sonucu oluşan artık ürünlerin atılması için gereklidir. Hücre ve kas dokularını güçlendirir, cildi gerginleştirir, parlaklık kazandırır, vücudun ısı ve tuz dengesini sağlar.

  • Göz kalemi ve eyeliner nasıl kullanılır?

    Yazan: admin 04 August 2009  
    Kategori: Kadınca

    Bilmeniz gereken en önemli şey, mümkün olduğunca ince çizgilerle çizilmesinin gözü daha güzel göstereceğidir

    Siyah göz kalemi, siyah saçlı, esmer tenli bayanlar için çok uygundur. Esmerler dışındaki bayanlarda bu renkte bir göz kalemi ve eyeliner çok koyu sayılabilir. Beyaz tenli kadınlar yumuşak kahverengi ya da gri tonlarını tercih etmelidirler. Gece ise, göze sürülen fara uyan renkli bir kalem tercih edilmelidir.

    Eyeliner’ı çok ince uçlu bir fırçayla sürmek güzel bir görüntü oluşturacaktır. Eğer eyeliner sürmeyi bir türlü beceremiyorsanız işte size bir öneri. Mümkün olduğunca aşağıya doğru bakın ve elinizle gerdiğiniz üst gözkapağınızdaki kirpiklerin dibine mümkün olduğunca yakın bir çizgi çekin. Bu çizgi göz kuyruğunda sona ermeli, dışa doğru uzamamalıdır. Alt gözkapağına kesin bir çizgi çizmek istemiyorsanız, buraya eyeliner’la yanyana noktalar yapın veya eğrilemesine kısa kısa çizgiler çizin. Bazen gözün üst kapağındaki kirpiklerin altına çizgi çizilmesi de hoş bir görünüm kazandırır. Bunun da yine ince ve düzgün olmasına dikkat edin.

    Makyaj çantanızda ne var?

    Yazan: admin 04 August 2009  
    Kategori: Kadınca

    Gittikçe ağırlaşan makyaj çantalarına el atma zamanı çoktan geldi. Yapmamız gereken içindekileri bir masaya boşaltmak ve içlerinden yalnızca beş tanesini seçip çantaya geri koymak.

    1.Rimel:

    Sabah sürdüğün rimelden gün içinde ne kadarı kalabilir ki? Bu yüzden olmazsa olmazların ilki rimel. Gün içinde yapacağın küçük bir rötuş gözlerine canlılık katacaktır.

    2.Ruj:

    Özellikle kış aylarında kuruyan dudaklarımızı nemlendirmesi için sıksık ruj kullanırız. Aplikatörle uygulanan sıvı rujları tercih edebilrisin. Hem dudağının nemlilik süresini uzatır hem de aplikatörle dudak çevreni rahatça belirlersin.

    3.Pudra:

    Doğru seçilmiş kaliteli bir pudra pürüzsüz görünen bir cildin vazgeçilmezidir! Kış aylarında kuruyan cildinin üzerinde pul pul bir görüntü olmasını istemiyorsan toz pudra kullanmamalısın. Olabildiğince kompakt, kremsi ya da süngeri ıslattığında fondöten kıvamına gelen pudraları tercih edebilirsin.

    4.Nemlendirici:

    Yaz aylarında pudradan önce en faydalı makyaj altı bazı nemlendiricidir. Cilt tipimize uygun nemlendiricimizi bütün kış yanımızdan ayırmamalıyız. Üzerine süreceğin pudranın rengini kuvvetlendirmek ve daha pürüzsüz bir görüntü vermek için ten rengindeki nemlendiricileri deneyebilirsin.

    5.Allık:

    Cildin pul pul olmaması için kremsi allıklar kullanabilirsin. Eğer iki farklı rengin olduğu allıklardan kullanıyorsan diğer rengi de gözlerinin üzerine far olarak uygulayabilirsin. Parfümerilerde hem ruj, hem allık, hem de far olarak kullanılabilen ürünler satılmaktadır. Bunlar çok amaçlı olması bakımından son derece pratiktir.

    Sonraki sayfa »